31 Ocak 2010 Pazar

Frig Uygarlığı


Midas’ın kulakları eşek kulakları…” Çoğumuzun çocukluk anılarında yer eden bu sözlerin, Latin ozanı Ovidius’un “Metamorphoses” adlı eserinden günümüze ulaştığını bilenlerin sayısı pek de fazla olmasa gerek. Ovidius, zenginlikten nefret eden Kral Midas’ın ormanlara giderek, Pan’ın mesken tuttuğu mağaralarda yaşadığını anlatır. Ancak Pan ile arkadaşlığı Midas’a pahalıya mal olur...

Tanrı Apollon, kendi müziği ile rekabete kalkışan Pan’ın flütünden dökülen nağmeleri dinlemekte ısrar ettiği için Midas’ı cezalandırır...


İki müzisyenin eşlik ettiği Ana Tanrıça Matar heykeli, Boğazköy-Büyükkale'de gerçekleştirilen kazılarda kırık halde ortaya çıkarıldı. Heykelin üst bölümü, benzerleri ışığında daha sonra tamamlandı.

“... Apollon, hünerli parmaklarıyla lirin tellerini çalar ve onun tatlı nağmeleriyle büyülenen yargıç Tmolos, Pan’a lir önünde flütünü susturmasını emreder. Kutsal dağ tanrısının kararını herkes onaylar, sadece Midas itiraz eder ve bunun haksızlık olduğunu söyler. Delos’lu tanrı (Apollon) böylesine alık kulakların insani şeklini korumasına tahammül edemez. Onları uzatır, içini dışını gri kıllarla doldurur; hatta onları yerinde duramaz yaparak, hareket gücü verir. Diğer yerleri insan olmasına rağmen bir tarafı böylece cezalandırılmıştır...”

Ovidius’un öyküsünde Apollon’un intikamı daha acı sonuçlar doğuruyor: Midas, kulaklarını gizlemeye çalışsa da, onun uzun saçlarını kesen hizmetkârı bu ayıbını görüyor. Ancak bunu ilan etmeye cesaret edemiyor; toprakta hızlıca bir çukur açıyor ve gördüklerini fısıldıyor. Daha sonra orada biten sık kamışlar büyüdüklerinde, rüzgârda salınarak gömülü sözleri tekrar ediyor ve Midas’ın eşek kulakları öyküsü rüzgârla birlikte her yere yayılıyor.

Sadece bu efsane değil, tuttuğu her şeyi altına çevirme isteği yüzünden açlıktan ölüm noktasına gelmesi de Phryg (Frig) kralı Midas’ı, belki de Anadolu topraklarının en popüler kralı haline getiriyor. Ovidius’ta olduğu gibi, antik Batı kaynaklarında daha çok Midas’ın cahil ve gülünç kişiliği vurgulanıyor.


Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya arasında uzanan Dağlık Phrygia Bölgesi'ndeki Gökgöz Kale, Pişmiş Kale ve Kocabaş Kale, gerek bulundukları vadiye gerekse buraya ulaşan yollara hâkim olan stratejik noktalarda yer alıyor.


Oysa Midas, ne eşek kulaklıydı ne de altınlar içinde yüzen bir kral!..

Bugüne kadar Anadolu’da yapılan Phryg kazılarında yok denecek kadar az sayıda altın esere rastlandı. Ahşap, tunç ve çanak çömlek işçiliğinde son derece ileri olan Phrygler’in kralları için yapılan “altınlar içinde yüzdüğü” yakıştırması bir efsaneden öteye gitmiyor.

Midas, Phryg uygarlığının adı bilinen ilk kralı Gordios’un oğluydu ve babasından sonra Phryg tahtına geçti.

Phryg Krallığı’nın etki alanı, İÖ 9.7. yüzyıllar arasında, merkezi Ankara,Afyon çevresi olmak üzere, Kızılırmak’ın (Halys) doğusundan, kuzeyde Samsun’a; güneyde Niğde ve Elmalı Ovası’na; batıda Eskişehir ve Bandırma’ya kadar yayılıyordu.

Midas efsaneleri sayesinde dilden dile dolaşan Phrygler, yaklaşık 300 yıl Orta Anadolu’nun efendisi olsalar da henüz yazıları tam olarak çözülemediği için, Anadolu’nun, hakkında en az şey bilinen uygarlıklarından biri...

Peki, kim bu Phrygler? Anadolu’nun yerli halkı mı? Yoksa çağlar boyu göçmenlere yurt olmuş Anadolu topraklarının yurt arayan yeni göçmenleri mi?

10 Ocak 2010 Pazar

SEYDİLER KASABASI


İscehisar ilçesi, Seydiler Kasabası içinde bulunan kale ile Afyonkarahisar-Ankara karayolunun 32.km.’sinde bulunan Kırkinler kayalığı Bizans döneminde yapılmıştır. İçerisinde yerleşim yeri, kilise, şapel ve mezar olarak kullanılmış kaya kütleleri vardır. Kırkinler kayalığının, Frig döneminde de kullanıldığı kaya üzerindeki izlerden anlaşılmaktadır.kaynak Afyon kültürturizim

20 Aralık 2009 Pazar

Seydiler Kasabası Frig Vadisi



Seydiler kasabası Frig vadsi kaya yerlesimleri kilise peri bacalerı yini Ürgüp Seydiler seydiler kalasi sizlerin ziyaretini bekliyor

26 Ekim 2009 Pazartesi

Seydiler de Kuduz Hastalıgı Tedevisi

Seydiler Kasabası İscehisar ilçesine bağlı bir kasabadır.İlçenin doğusuda Afyon-Ankara kara yolu üzerindedir.İlçeye uzaklık 11.km.dir.İlmerkezine uzaklık 34.km.dir.Püskürü arazi üzerine kurulan kasabada tabiat harikası olan peri bacaları vardır.kırk inler ve çatalkayalar mevkisindeki peri bacaları Roma ve Bizans zamanında işlenerek mabet,kilise ve evler yapmışlardır.Tarihi Arkaik devre kadar uzanan bu bölgede,Yanarlar mevkisinde açılan Hitit mezarlarından o devir tarihini aydınlatacak önemli malzemeler bulunmuştur.Osmanlı dönemi vesikalarında İnlice köyü ismi alınır.Çevresindeki İnlerden dolayı bu ismi almıştır.Seyyid Hasan Basri zaviyesi kurulduktan sonra,bu ünlü zatın ismine izafeten Seydiler karyesi,Seydiler sultan karyesi ismi ile anılmıştır.Seydiler kasabası Tarihi kalınlıları ve tabiat harikası peri bacalarının yanında Kuduz hastalığının tedevisinde de kendinden söz ettirmektedir.kuduz hastalığını tedevi eden ünlü hekim Seyit Hasan Basri hazretlerinin türbesi Seydiler kasabasında bulunmaktadır.Seyid Hasan Basri Hazretleri hayatı hakkında kesin bilgiler yoktur.Elimizde bulunan vakfiyenamesi ve bu vakfiyenameye zamanla yapılan eklentiler,mülk nameler,icazetnamesi,Çeşitlizamanlarda verilmiş beratlar ile şeriye sicillerinde bulunan kararlardan edindiğimiz bilgilere göre İscehisar kazasının Seydiler kasabasında Seyyid Hasan Basri isminde kuduz hastalığını,tedavi eden bir Doktor,tekkesi olan bir derviş olarak görüyoruz.Seyyit Hasan Basri,bektaşi Menekıplarında sık sık adı geçen ünlü hekim Karaca Ahmet sultan ile çağdaş gösterilmiştir.karaca Ahmet Sultan,Beylikler zamanında yaşamış,bazı kayıtlara göre Orhan Gazi zamanını görmüştür.Buna göre Hasan Basri 13 asrın sonu 14 asrın başlarında yaşamış olması gerekir.Elimizdeki H.734/M.1333 tarihli icazetnameye göre künyesi Hasan Bin Basri bin Habibdir.Halebte tıp tahsili görmüştür icazetnamede daha sonra Karahisarı devle kadısı tarafından onaylanmıştır.Halebdeki medreseden mezun olduk tan sonra Kırşehire giderek,suluca karaca Höyük( Hacı bektaş)oturan Hacı Bektaş Veli den el almıştır.Bektaşi Menekıpnamalerine göre devrin ünlü alimlerinden Sivrihisarlı Seyyit Nurettinden ders almıştır.Burada okurken Karaca Ahmet Sultan,Yargeldi Sultan(Akşemsettin)ve Hayran Veli ile arkadaş olmuşlar.Tahsillerini tamamladıktan sonra Karahisarı Sahib e dönerler.bu dört arkadaş Şehri gezerken,susarlar,namaz vakti gelmiştir.içmek ve abdest almak için su ararlar.o sırada Karaca Ahmet elindeki asasını yere vurarak su burada olacak der.ve vurduğu yerden su fışkırır.kana kana içerler abdestlerini alırlar.zamanla bu suyun çıktığı yere çeşme yaparlar.Halen kullanılan olacak çeşmesi bu olayın hatırasıdır.kerametleri ortaya çıkınca dağılmağa karar verirler.bu Doktor,şeyh,kolonizatör Türk dervişleri kendilerine dirlik olarak verilen köylere giderler.oralarda tekkelerini kurup.halkı hem tedavi ederler.hemde ışık olup aydınlatırlar.Aşiretlerin iskanı,körelmiş yerleşim birimlerinin ışı ması,aydınlanması için çalışarak ölü olan yerleşim birimlerini hayata geçirirler.Bu ünlü dört Şeyhin tekke kurduğu Köyler
1. Seyyit Hasan Basri:İnlice köyüne gider Tekke kurar.şimdiki Seydiler Kasabası,Kuduz hastalığı nı tedevi eder.
2.Karaca Ahmet:Kağnıcılar Köyüne gider tekke kurar.şimdiki ismi Karaca Ahmet Kasabası delileri tadevi eder.
3.Hayran Veli:Kayıören köyüne gider.tekke kurar.şimdiki ismi Kayıhan kasabası.Cilt hastalıklarını tedevi eder.
4.Yargeldi Sultan:Göynük köyüne gider tekke kurar.Bayılma ve benzeri hastalıkları tedevi eder.şuan tekkeye Seyyit Hasan Basri hazretlerinin tekkenişin olan torunları bakıyor.Hasta kadın ise kadın bakıcı erkek ise erkek bakıcı Tekke sahibinin soyundan,tekkenişinin görevlendirdiğikişiler hastayı alır.Hasta günün her saati kabul edilir.Hastaya bakmakla yükümlü bu iş için deneyimli kişi önce hastayı güzelce muayene ederler.Hastanın gözlerine bakarlar.bir kab daki suyu gösterirler.üşüyüp üşüğmediğini sorarlar.kendi hastaları olduğuna kanaat getirirlerse hastayı tekkeye alırlar.Hasan Basri sandukasının önünde dua ederler.Arkasından yarım bardak tekke suyundan ve çeşmesinden alınmış yarım bardak suyun içine bir fiske kuduz tozu,bir fiske tekke toprağı karıştırılır ve hastaya üç yudumda içirilir.Daha sonra mayasız ekmek ile yağsız ve tuzsuz çorba ikram edilir.Bu ikram günde üç defa tekrarlanır.Tedevi genellikle bir gün sürer.Eğer hasta iyi olma belirtileri görülmemesi halinde tekkedeki tedavi üç gün devam eder.üçüncü gün bir miktar kuduz böceği tozu bir miktar tekke toprağı hastayı getiren kişiye verilerek,uyacağı diyetlere devam edmesi söylenir.Tekke kapısından çıkarken hasta tekke sancağı altından geçirilir.kuduran hayvan olursa aynı tedevi yapılır.Ayrıca hayvan ağılındaki veya ahırındaki bütün hayvanlar getirilerek suyundan içirilir,Gelenler mutlaka iyi olup gitmiştir.Tekkenin küllüyesi:Cami,bimarhane,Tekke,türbe,cami hamamı,misafir hane,zikirhane,çeşme, ve haziresi olduğu vakfiyename ve temlik namelerde yazılıdır.Bunlardan günümüze cami,türbe,çeşme gelebilmiştir.Kuduz hastalığı ilacını hazırlanışı:Tekkenişlerin anlattıklarına göre,heryıl Ağustos ayının başında Seydiler kasabasına bilhassa tekkenin çevresine 1 cm.büyüklüğünde kırmızı rekli kuduz böcekleri gelir,bu böcekler burada yalnız 10 gün kalır,Daha sora ortadan kaybolurlar.Böceği yalnız Tekke sahipleri toplar.başkalarının topladığı kullanılmaz.toplanan böcekler bir kutu içine konur,Hayvan orada öldüktensonra güneşte iyice kurutulur.sonra hayvan iyice ezilerek toz haline getirilir.yapılan bu kuduz ilacı kapaklı kaplarda saklanır. Kaynak Afyon Belediyesi Yayınları
Facebook'ta Paylaş

  ©